İnsan deneyimler.
Ama deneyimlemek, bilmek değildir.
İnsan hisseder.
Ama hissetmek, görmek değildir.
İnsan düşünür.
Ama düşünmek, hakikate ulaşmak değildir.
Bu yüzden insanın en temel problemi cehalet değil,
kendi yaşantısına körlüğüdür.
“Ben kimim?” sorusu, deneyimde doğar;
ama cevabını ancak farkındalıkta bulmaya başlar.
I. FARKINDALIK: DENEYİMİN KENDİNE DÖNÜŞÜ
Farkındalık, yeni bir veri üretmez.
Var olanı değiştirir demez.
Farkındalık, sadece şunu yapar:
Deneyimi, kendisine görünür kılar.
Bu yüzden farkındalık:
Fenomenolojik düzlemde bu, bilincin kendi üzerine katlanmasıdır.
Yani bilinç artık sadece “şeye yönelmiş” değildir;
kendi yönelişini de temaşa eder.
Bu noktada Edmund Husserl’in intentionality kavramı ikinci bir düzeye taşınır:
bilinç, nesneye yönelmekten çıkar,
kendi yönelişini de nesne hâline getirir.
II. ŞUUR: SADECE BİLMEK DEĞİL, BİLDİĞİNİ BİLMEK
Şuur, farkındalığın daha derin bir formudur.
Bu ayrım kritik bir ontolojik kırılmadır.
Çünkü insan:
Modern psikoloji bunu metakognisyon olarak adlandırır.
Ama bu kavram, sadece zihinsel bir süreci açıklar.
İslam düşüncesinde ise şuur:
İnsanın kendine, yönelişine ve varoluşuna uyanmasıdır.
Bu yüzden şuur:
III. MURAKABE: İÇ GÖZÜN AÇILMASI
Murakabe, farkındalığın sistematik hâlidir.
Tanım olarak:
Murakabe, insanın kendi iç akışını seyretmesidir.
Ama bu tanım yetersizdir.
Çünkü murakabe:
İmam Gazâlî bu noktada murakabeyi şu eksende kurar:
Burada kritik fark şudur:
Modern mindfulness → nötr gözlem
Murakabe → ontolojik sorumlulukla gözlem
Yani murakabede:
IV. NEDEN İNSAN KENDİNİ GÖREMEZ?
İnsanın kendini görememesinin sebebi bilgi eksikliği değildir.
Sebep, içsel perdelenmedir.
Bu perdeler üç ana kaynaktan gelir:
1. Nefis
2. Duygu yoğunluğu
3. Alışkanlık (otomatiklik)
Bu durum modern psikolojide:
olarak açıklanır.
İslam düşüncesi insanın kendini görmemesini nefsin bir yönelimi olarak açıklar.
Modern psikolojide bu durum, Alfred Adler’in yaklaşımıyla daha sistematik bir şekilde izah edilebilir.
Adler’e göre insan davranışı rastgele değildir.
Her davranışın arkasında bir amaç (teleoloji) vardır.
Bu çerçevede insanın kendini görmemesi bir eksiklik değil,
amaçlı bir kaçınma davranışıdır.
İnsan kendini görmez; çünkü görmek bedel gerektirir.
Ve insan çoğu zaman bu bedeli ödemekten kaçınır.Adler’in merkez kavramı aşağılık duygusudur (inferiority feeling).
İnsan kendi içini gerçekten gördüğünde:
- yetersizliklerini fark eder
- eksiklikleriyle karşılaşır
- ideal benliği ile gerçek benliği arasındaki farkı görür
Bu fark, psikolojik olarak rahatsız edicidir.
Bu yüzden insan:
Kendini görmek yerine, kendine dair bir kurgu üretir.
Yani görmemek,
benliği koruma stratejisidir.
2. Üstünlük arayışı ve sahte benlik
Adler’e göre insan sadece aşağılık duygusundan kaçmaz;
aynı zamanda bir üstünlük (superiority) hedefi kurar.
Bu hedef çoğu zaman gerçek değildir.
İnsan:
Bu yüzden kendini olduğu gibi görmek yerine:
Kendine, yaşamak istediği kimliği gösterir.
Bu da şunu doğurur:
Dolayısıyla insan:
kendini değil, kendisi hakkında kurduğu hikâyeyi yaşar.
3. Yaşam tarzı (life-style) ve otomatik kaçış
Adler, her insanın bir yaşam tarzı (Lebensstil) geliştirdiğini söyler.
Bu yaşam tarzı:
Eğer bu yapı kaçınma üzerine kurulmuşsa:
Bu durumda kendini görmemek bir anlık tercih değil,
karakterleşmiş bir sistem hâline gelir.
4. Sorumluluktan kaçış (en kritik nokta)
Adler’in en keskin tespiti şudur:
İnsan, yapamadığı şeyler için çoğu zaman yetersiz olduğu için değil,
yapmamak için gerekçe ürettiği için başarısız olur.
Bu, kendini görme meselesine doğrudan uygulanır.
Çünkü insan kendini gerçekten gördüğünde:
Bu yüzden insan:
Görmemeyi seçerek, sorumluluktan kaçar.
İslamî bağ ile birleşim
1. Nefis: Konforu hakikate tercih eder
İslam düşüncesinde nefis, sadece arzu değil;
kendini koruma ve hakikati eğip bükme eğilimidir.
İnsan kendini gerçekten gördüğünde:
Bu ise nefsin istemediği bir durumdur.
Bu yüzden nefis:
Hakikati inkâr etmez; onu yeniden yorumlar.
Yani insan:
2. Duygusal maliyet: Görmek acı üretir
Kendini görmek:
İnsan bu duygularla yüzleşmek yerine:
Bu yüzden görmemek, çoğu zaman bir psikolojik savunmadır.
3. Alışkanlık ve otomatiklik
İnsan çoğu zaman bilinçli yaşamaz.
Bu durum farkındalığı öldürür.
Çünkü farkındalık:
durmayı, yavaşlamayı ve bakmayı gerektirir
Ama insan:
4. Sorumluluktan kaçış
Kendini görmek sadece bir “bilgi” değildir.
Aynı zamanda bir yükümlülük doğurur.
İnsan kendini gördüğünde:
Bu yüzden insan:
Görmediği sürece özgür olduğunu zanneder.
Gördüğü anda sorumlu hâle gelir.
Bu sorumluluktan kaçınmak için insan,
kendi içini bilinçli olarak bulanık bırakır.
İnsan kendini görmez;
çünkü görmek istemediği için değil sadece—
görmenin doğuracağı dönüşümü taşımak istemediği için görmemeyi seçer.
V. KALP VE FARKINDALIK
Farkındalık sadece zihinsel bir süreç değildir.
Eğer sadece zihinle olsaydı, en zeki insanlar en farkında olanlar olurdu.
Ama gerçek böyle değil.
Burada belirleyici olan:
Kalbin açıklığıdır.
Kalp:
Tasavvuf bu yüzden şunu söyler:
İdrak, kalbin saflaşmasıyla artar.
Bu, epistemolojik bir iddiadır.
Yani bilgi, sadece akılla değil,
varlığın hâliyle elde edilir.
VI. FARKINDALIK NEYİ DEĞİŞTİRİR?
Farkındalık:
Ama şunu yapar:
İnsan ile yaşadığı şey arasına mesafe koyar.
Bu mesafe:
Bu noktada insan ilk kez şunu görür:
Bu ayrım:
Benliğin doğuşudur.
VII. SON KIRILMA: GÖRMEK VE DÖNÜŞMEK
Farkındalık ikiye ayrılır:
Murakabe ikinciyi hedefler.
Çünkü görmek yeterli değildir.
Görülen şeyin insanı değiştirmesi gerekir.
Bu noktada farkındalık artık psikolojik değil,
ahlaki ve varoluşsal bir mesele hâline gelir.