Film, hayatın dağınık akışını yoğunlaştırarak temel varoluş sorularını görünür kılar; izleyiciyi karakterle özdeşleşme yoluyla kendi iç dünyasıyla karşılaştırır ve bilinçli bir bakışla izlendiğinde yalnız hikâyeyi değil, o hikâyeyi kuran bakışı da fark ettirir. Böylece insan, yaşadığı olayları pasifçe tüketmek yerine onları nasıl anlamlandırdığını görmeye başlar; seçim, ölüm, yalnızlık ve sorumluluk gibi temalar üzerinden kendi varlık konumunu sorgular. Film hakikatin kendisi değildir; fakat hayreti uyandırdığı, farkındalık ürettiği ve anlam sorusunu keskinleştirdiği ölçüde insanı mânâya ve varoluş bilincine yaklaştırabilir.